İran’ı içine alan devam eden çatışma, küresel ve bölgesel aktörler arasındaki ayrımları keskinleştirerek uluslararası tepkilerdeki çelişkileri ortaya koyuyor. İran’ın Hizbullah, Irak milisleri ve Yemen’deki Husiler gibi vekilleri aracılığıyla istikrarsızlık yarattığı yönündeki suçlamalar, genellikle tutarlı prensiplerden çok seçici kınamaları yansıtıyor.
Tarihsel olarak İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü, Orta Doğu’da çeşitli operasyonlar yürütüp vekâlet savaşlarına neden oldu. Ancak pek çok analist Batı ve İsrail’in saldırgan hareketlerinin Tahran’dan misillemelere yol açtığına dikkat çekiyor.
Bu durum, devletlerin çıkarları değerlerden üstün tuttuğu realpolitikte stratejik zorlukları ortaya koyuyor. Seçici öfke, askeri operasyonları ve ekonomik yaptırımları meşrulaştırmak için kullanılırken çatışmaların daha da tırmanmasına neden oluyor.
Teknik açıdan Kudüs Gücü, Lübnan’daki Hizbullah’tan Irak milislerine ve Yemenli Husilere kadar geniş paramiliter bir ağ yönetiyor. Karşı tarafta ABD ve İsrail ise istihbarat destekli hava saldırıları ve siber savaş ile İran etkisini engellemeye çalışıyor.
Gelecekte, seçici öfkeyle pekişen karmaşık pozisyonlar bölgedeki istikrarsızlığın devamına işaret ediyor. Tüm aktörleri sorumlu tutan kapsamlı çerçeveler olmadan, şiddet ve güvensizlik döngüleri sürecek ve uluslararası güvenliği tehdit edecek.




