ABD ve İsrail’in sürdürülen hava saldırıları, İran’daki kilit şehirlerde sivil yaşamı ciddi şekilde bozdu ve sıradan aileleri sürekli bir güvensizlik ortamına itti. Tahran, İsfahan ve Şiraz gibi büyük şehirlerde tekrar eden bombardımanlar, günlük hayatı korku ve belirsizlik döngüsüne dönüştürdü.
Bu operasyonlar, 2023 sonundan beri İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimin hızla yükselmesinin ardından geldi. Son hava saldırıları, 1979’dan bu yana İran topraklarına yönelik en yoğun ortak operasyon evresine işaret ediyor.
Durum küresel açıdan kritik; İran enerji yollarında ve bölgesel ittifaklarda merkezi rol oynuyor. Sivil yaşamın bozulması ise yanlış hesap ve misilleme riskini artırıyor. Saldırılar, geleneksel askeri hedeflerin çok ötesine geçerek kentsel altyapıyı ve insani koşulları hedef alıyor.
Washington ve Kudüs’ün stratejik amacı, İran’ın balistik füze ve komuta kapasitesini zayıflatmak; Tahran ise dayanıklılık mesajı vermek istiyor. İranlı yetkililer sivil can kayıplarını küçümsese de, sahadan gelen haberler gerçek tabloyu ortaya koyuyor. Özellikle çocuklu ailelerde psikolojik travma büyük boyutlara ulaştı; günlük hayat tamamen altüst oldu.
Operasyonel olarak, saldırılarda muhtemelen F-35I Adir jetleri, denizden fırlatılan seyir füzeleri ve uzaktan güdümlü mühimmatlar kullanıldı. Haftalık onlarca sortiyle hava savunma unsurları, İslam Devrim Muhafızları ve füze depoları hedef alındı. Yerel kaynaklar, şimdiye dek 120'den fazla sivilin yaralandığını ve üçten fazla eyalette ciddi konut zararları oluştuğunu bildiriyor.
Sonuç olarak kitlesel göç, ekonomik durgunluk ve İran’daki radikal kanatlardan Körfez’de doğrudan misilleme çağrıları arttı. Çatışmanın topyekûn bir savaşa dönüşme riski büyüdü; her yeni sivil mağduriyet, öfkeyi ve radikalleşmeyi tetikliyor.
Tarihsel olarak, Bağdat (2003), Beyrut (2006), ve Gazze'deki dış hava saldırıları devlet aktörlerini zayıflatmada başarısız oldu. İran’ın şehir direnci de benzer bir döngünün yaşanacağını gösteriyor.
Analistler, İran’dan insansız hava araçları, siber saldırı veya vekil gruplar (Hizbullah, Irak ve Yemen’deki milisler) üzerinden asimetrik misilleme beklentisini artırdı. Önümüzdeki haftalar bu kriz çerçevesinin kapsamlı bir bölgesel savaşa dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek. Sivil acılar riskin ana göstergesi olmaya devam edecek.
