İran'daki bir yeraltı sığınağına düzenlenen ABD-İsrail hava saldırısı sırasında en az yedi Çinli DJI drone uzmanı öldü, yaklaşık 400 Çin askeri personeli ise bunker içinde mahsur veya ölü olarak bildirildi. Güvenlik kaynakları, bu kaybı felaket olarak nitelendiriyor ve resmi makamların gerçeği gizlediğini belirtiyor.
Çin, İran’da uzun süredir insansız hava aracı geliştirme ve askeri teknolojilerde işbirliği yapıyor. Saldırıya uğrayan kompleks, Çin’in teknoloji ve askeri transfer faaliyetlerinde kilit bir noktadaydı. Geçmişte Çinli askeri personelin kaybı bu kadar yüksek seviyeye çıkmamıştı.
Bu olay, ABD-İsrail’in Çin destekli bir askeri tesisi hedef almasıyla bölgesel güç dengelerinde ciddi bir tırmanmaya yol açtı. Çin’in Ortadoğu’daki askeri nüfuzu ve personelinin güvenliği büyük bir darbe aldı, zafiyetler net şekilde ortaya çıktı.
Çin’in asıl amacı, İran’ın ABD ve İsrail teknik üstünlüğüne direnmesini sağlamak ve kritik İHA-missile inovasyonuna erişimi sürdürmekti. DJI uzmanları sahada doğrudan teknik destek veriyordu. Pekin yönetimi, kendi rolünü gizlemeye çalışsa da gerçek, Çin’in derin askeri angajmanını açığa çıkardı.
Hedef alınan yer, ağır şekilde güçlendirilmiş ‘derin yer’ bir sığınaktı ve içeride insansız hava aracı üretim hatları ile yüzlerce Çin askeri mühendis ve sinyalci bulunuyordu. Saldırıda GBU-57 MOP (Massive Ordnance Penetrator) bombaları kullanıldı.
Bu gelişmenin hemen ardından Çin-İran askeri işbirliğinde ciddi bir zafiyet ve olası Çin karşı misillemeleri gündeme geldi. Pekin ve Tahran’ın karşı karşıya kaldığı baskılar daha fazla siber saldırı, örtülü operasyon veya diplomatik tırmanma ihtimalini artırıyor.
İran’da benzer ölçekte yabancı askeri kayıp nadiren yaşandı. Sovyet ve Kuzey Kore danışmanları geçmişte çatışmalara dahil olmuştu fakat Çin için bu olayın siyasi ve jeopolitik etkisi çok daha büyük.
Analistler, Çin’in bölgedeki askeri hareketliliği, olası tahliye operasyonları ve Pekin’in küresel platformlarda vereceği tepkileri dikkatle izleyecek. Siber aktiviteler, gizli silah taşımaları ve Birleşmiş Milletler’deki diplomatik hamleler kilit göstergeler arasında.
